Neden İngilizce Öğrenmeliyim

"paylaşmak güzeldir."

“İngilizce bir dünya dilidir” önermesinin, yaşadığımız çağda çürütülmesi imkansız bir önerme olduğunu düşünüyorum.

Uzun bir süredir, İngilizcenin nasıl öğrenilebileceği üzerine araştırmalar yapıyorum.

Ne yazık ki teknolojinin bilgi edinme anlamında da bu denli gelişmesi ve bilgiye erişimin kolaylaşması, bizim çağımızda farklı sorunlarla birlikte gelişiyor. Âdeta havuza düşercesine bilgi seline kapılmak bunların içinden de doğru bilgiyi yakalamak uzun sürüyor.

Geriye dönüp baktığınızda çöp kadar değeri olmayan içerikleri önerileri adına her ne derseniz deyin tüm olumsuzlukları rahatlıkla görmeye başlıyorsunuz.

Bunca araştırmanın sonunda, çok ince bir ayrıntı görüyorum ki; fark edilmediği takdirde, yapılan tüm çalışmaları sonuçsuz bırakabilecek güce sahip.

Sürekli Nasıl İngilizce Öğrenebiliriz Sorusuyla İlgilenerek Neden İngilizce Öğrenmeliyiz Sorusunu Atlamamanın Büyük Önemi.

Anlıyorum Ama Konuşamıyorum kitabında farkına vardığım, İngilizce Öğreniminin ilk adımını oluşturan İngilizce Öğrenme arzusunu sağlam bir temele dayandırmanın olmazsa olmaz öneme sahip olduğudur.

Neden İngilizce Öğrenmeliyim Sorusunun Önemi

Daha en başta bu işi “Nasıl” yaparız sorusuyla zihnimizi hiç meşgul etmeden “Neden” yapmalıyız sorusunu kendimize sorarak geçerli sebeplerimizi belirlememiz ve konunun müphemliğini net görmemiz gerekmektedir.

Adı geçen kitapta, oldukça önemli olan bu konuyu, çok basit bir örnek verilmekte ve konuyu tam anlamıyla anlaşılır hale getirmeye çalışılmaktadır.

“Eğer bir şey öğrenmek istiyorsan, önce ihtiyaç duymalısın İlker. Şimdiye kadar hep “nasıl” üzerinden duruldu. Halbuki “niçin” nasıldan daha önemlidir. Acıkınca yemek yer, susayınca su içer, uykumuz gelince de uyuruz, değil mi? Yani günlük rutinlerimiz bile hep bir ihtiyaçla tetiklenir. Bu yüzden İngilizce öğrenirken de net bir hedefin olmalı. Var mı senin netleşmiş bir hedefin?

İlker başını kaldırıp biraz düşündü. Bir sürü hedefi vardı ama hangisini söyleyeceğini bilmiyordu.

“Var galiba. Sonuçta İngilizce bilenler için bir sürü avantaj var. İyi bir iş bulabilirim, ne bileyim, yurtdışına çıktığımda sıkıntı çekmem.”

“Evet söylediklerin yanlış değil. Ama daha net bir hedef beklerdim senden. Mesela sınıf ortamından bir örnek vereyim sana. Düşün ki, okuldasın hoca sınıfa girdi ve birden seni yanına çağırdı… Kendini nasıl hissederdin?”

“Hayal ediyorum. Bütün gözler üzerimde olur ve hocanın ne söyleyeceği ile ilgili aklımdan bin bir türlü şey geçer.”

“Ve asla konsantre olamazsın. Peki, hoca sınıfa girdiğinde senin adını söyleyip camı açmanı istese ve sende camı açmak için aynı yolu yürüsen, kendini nasıl hissedersin?”

“Hiç tereddüt etmeden kalkıp pencereye doğru yürürüm herhalde.”

“İşte, kendini rahat hissetmen için ne yaptığını biliyor olman lazım. Aksi halde hep bir tedirginlik ve dikkat dağınıklığı yaşarsın. Eğitimde bilinmezlik en tehlikeli şeydir.”…

“Özetle, eğer netleşmemiş hedeflerle yola çıkarsan nereye gideceğini bilmeden bir süre yol alır, sonrada kaybolursun. Seni içten içe heyecanlandıracak bir öğrenme sebebi bulmalısın. Hedefine ulaştığını düşündüğünde gözbebeklerin hafifçe büyüyor, kalp atışların hızlanıyor ve dudaklarına bir gülümseme yayılıyorsa tebrikler! Sen bu işi halletmişsin demektir.”… Alıntı.

Bu örneğin, İngilizce öğrenimine bakış açısı kazandırması yönünden faydalı olduğunu düşünüyorum. Bu düşünceyle birlikte de kendime, nelerin İngilizce öğrenmemi net hedef haline getirebileceklerini sormaya başladım.

İngilizce öğrenmem gerektiğini oldukça yoğun bir duygusal istek duymamı sağlayan iki olgudan bahsedeceğim.

Bunların ilki; yine aynı kitapta karşıma çıkan bir ifadeydi. Hemen her gün, kendisinden faydalanmaya çalıştığımız internet sayfalarının, yüzde seksen dördü gibi büyük bir diliminin İngilizce Dilinden oluştuğunu öğrenmemdi.

Okuduğum da adeta beni sarsan “aslında bir dili bilmemekle ne kadar çok şeyden mahrum kalınabileceği”  düşüncesiydi.

Sadece bir dile hakim olamamakla internetin %84’ünden mahrum kalmak düşüncesi oldukça rahatsız ediciydi. Ve bu rahatsız edicilik ise geçerli bir hedef/neden olmaya yettiğine kanaat getirdim.

İngilizce öğrenmem gerektiğine beni inandıran ikinci konu ise o zamanlar iki yaşında olan oğlum Doruk Efe.

Anadilini öğrenmeye başlayan Efe’nin aslında ingilizce de bilmesi gerektiğine inandım. Bir şeklide oğluma ingilizce öğretmem gerektiğini hissediyordum.

Dünyada “bilmediğin bir dili başkasına öğretmek” kadar saçma çok az düşünce vardır herhalde. Öğretebilmek için öğrenmek zorunluluğu bu dili öğrenmemi gerektiren ikinci faktörü oluşturmuş ve iki “neden” ile artık İngilizce Öğrenme konusunda, kendimi atabilecek en iyi adımı atmış sayıyordum.

Yukarıda ki örnekte geçtiği gibi de; bu iki nedenin gerçekleştiğini hayal ettiğimde; gözbebeklerim hafifçe büyüyor, kalp atışlarım hızlanıyor ve dudaklarıma bir gülümseme yayılıyordu…

Bu adımdan sonra ise geriye tek bir cevapsız soru kalıyor. Nasıl öğrenirim?

Daima çocuk ruhlu ve
Hep mutlu, kalmanız dileği ile
Hoşça kalın,
okulculuk.com’la kalın…

 

"paylaşmak güzeldir."

Belki bunları da beğenirsin...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir