Maria Montessori Kimdir? | İlk Kadın Doktor’un Hayatı

"paylaşmak güzeldir."

Maria Montessori: 1870 yılında, İtalya’da dünyaya gelen bir bebeğin, ileride, kendine has geliştirdiği metodu ile çocuk eğitimine yön veren hatta eğitim bilimine olağanüstü katkı sağlayacak olan bilim insanı; “Maria Tecla Artemisia Montessori”…

Maria Montessori Yaklaşımı

Maria Montessori Kimdir Montesseri’nin Hayatı

Şimdi hep birlikte, bu önemli ismi; Maria Montessori Kimdir kısaca değinmek yerine detaylı bir şekilde incelemeye (incelemekten kasıt) Maria Montessori’yi anlamaya çalışalım.

 

İlk olarak “Montessori Eğitimi” yada “Montessori Methodu” olarak adlandırılan sistemden önce, o sistemi bizzat kurmuş olan Maria Montessori’nin kim olduğuna, neler yaptığına, en nihayetinde ise onu anlamaya yoğunlaşmalıyız.

Sahip olduğu en değerli varlıklarına, dünya çocuklarına; doğru eğitim vermeyi ve kişisel gelişimlerine olumlu katkı sağlamayı amaçlayan, her anne-babanın, en başında öğrenmesi gereken; yukarıda adı geçen bilim insanı olması, şahsi kanaatimdir.

İtalyan İlk Kadın Doktor

Maria Montessori’nin Hayatı

Maria Montessori Kimdir?

En yaygın kimliği ile Montessori Eğitimi’nin kurucusu İtalya’daki ilk kadın doktor. Ülkesinde “dottoressa” (Bayan Doktor) ismiyle anılmaktadır.

Ayrıca dünya vatandaşı kimliği ile tanınan “Dr. Madam Montessori”, çocuk eğitimi konusunda dünyanın önde gelen bilim insanlarından biri.

31 Ağustos 1870 yılında doğan bir bebeğin, tüm dünya bebeklerine bıraktığı miras çok ses getirmektedir.

Günümüz dünyasında geniş yankılar bulan “Montessori Eğitimi” kurucusunun kim olduğunu kısaca, yaptıklarını uzun uzadıya, bıraktığı Montessori Felsefesi‘ni ise basit ancak detayları ile aktarmaya çalışacağım.

Bunun sebebi, bizzat Montessori Eğitim Felsefesi’ni tanımlayan sözü; “bana bakmayın işaret ettiğime bakın” ifadesinden harekettir.

Maria Montessori Hayatı ve İlk Eğitim Yılları

1870: İtalya’nın Chiaravalle kentinde dünyaya gelen Maria Montessori.

1876: 6 yaşında Montessori eğitim hayatına, Roma’da bir devlet okulunda başladı.

1883: 13 yaşına gelen Maria Montessori eğitim hayatına Teknik Ortaokul ile devam etti. Bu okulda; cebir, aritmetik, geometri, tarih, coğrafya, italyanca gibi dersler gördü ve sınavlarını başarıyla geçerek mezun oldu.

1886: 16 yaşında anne ve babasının “öğretmenlik” okuması yönündeki baskılarına rağmen o, teknik eğitim alarak mühendis olmak istiyordu.

Hayalini gerçekleştirmek adına, eğitime devam edeceği bu teknik okulda tek kız öğrenci olması gibi, o dönemin büyük bir sorununa dahi katlanmaya razı oluyordu.

Montessori’nin büyük başarılarının altında yatan anahtar, genç yaşta yüreğinde yaktığı bu “bağımsızlık ateşi” olmalıydı.

Nitekim geliştireceği harika yönteminde, çocukların “bağımsız” olarak yetiştirilmesi ve eğitilmesi gerektiğine sık sık vurgu yapacaktır.

Regio Istituto Tecnico Leonardo da Vinci isimli teknik okulda İtalyanca, matematik, tarih, coğrafya, geometrik, teknik resim, fizik, kimya, botanik, zooloji ve iki yabancı dil eğitimi gördü.

Gördüğü eğitimlerin hemen hepsinde başarı yakalayan Maria Montessori’nin özellikle matematik başarısı göz dolduruyordu.

20 yaşına geldiğinde Matematik-Fizik Sertifikasıyla bu okuldan mezun oldu. Ancak ilerleyen süreçte, hayallerinde bazı değişiklikler belirdi. Artık bir mühendis olmak yerine tıp okuyarak doktor olmak istiyordu.

Üniversite Eğitimi

1890: Tıp okuyabilmek için Roma Üniversitesi’nde tıp profosörü olarak görevde bulunan Guido Baccelli’ye başvurdu. Fakat ilk başvurusunda kabul edilmedi.

Aynı üniversitede doğal bilimler adı altında;  botanik, zooloji, deneysel fizik, histoloji, anatomi, genel ve organik kimya gibi lisans dereceli derslerin sınavlarında başarı elde ederek 1892 yılında Lisans Diplomasını aldı.

Bunların yanında İtalyanca ve Latince eğitimini geliştirmesinin ardından 1893 yılında Tıp Programı okumaya hak kazandı.

1893: Artık Roma Üniversitesinin Tıp Programında eğitim görmeye başlayan Maria Montessori eğitimi sırasında birçok olumsuzlukla karşılaştı.

Özellikle tıp öğrencilerinin hatta bazı tıp profosörlerinin bile cinsiyetçi yaklaşımlarına maruz kalıyordu. Kadavra incelemelerine katılamıyordu.

“Çıplak bir kadavrayı, erkek öğrenciler ile birlikte inceleyemez” gibi cinsiyetçi yaklaşımlar gerekçesiyle, çalışmalara katılması uygun görülmüyordu.

Saatler süren kadavra incelemelerini tek başına yapmak durumunda kalıyordu.

Onca olumsuzluğa rağmen, kendini hızlı bir şekilde geliştiriyor ve daha okulun ilk yıllarında sağladığı başarılar sayesinde ödül alıyordu.

Okulun ikinci yılı hastanede asistan olarak görev almaya başlamıştı.

Bu görevler Montessori’ye erken klinik tecrübesi kazandırıyordu.

Son yılı ise Psikiyatri ve Pediatri dallarında eğitim gördü. Hastanenin acil servisinde görev alarak Pediatri Dalında uzmanlaştı.

Dr. Montessori'nin Yöntemi

Maria Montessori Yaptığı Çalışmalar

Maria Montessori’nin Çalışma Hayatı

1896 yılında Roma Üniversitesinden Tıp Doktoru olarak mezun oldu. Aynı yıl doktor olarak çalışmaya başladı.

Hazırladığı tez ise 1897 yılında Policlinico (Poliklinik) isimli bir dergide yayımlandı.

İtalya’nın İlk kadın doktoru olarak tarihe geçen Maria Montessori ilk olarak Psikiyatri kliniğinde gönüllü asistan olarak görev aldı.

Burada araştırmalarına devam ederek kendini sürekli geliştiriyordu.

1900: İtalya’da zihinsel engelli çocukların eğitimlerine yönelik, öğretmen yetiştirilmesi adına Ortofrenik yada  Scuola Magistrol Ortofrenica adında okul kuruldu.

İlk yıl katılan 64 öğretmene, zihinsel engelli çocukların gelişimleriyle alakalı dersler verildi. Kurulan bu okula atanan müdürlerden biri de  Maria Montessori’ydi.

Göreviyle alakalı olarak Roma’da bulunan bir akıl hastanesini ziyaret etti. Orada zeka özürlü çocukların bulundukları ortamı gözlemlediğinde, büyük bir dehşete kapıldı.

Bu çocuklar için bir şeyler yapılabileceğine inanıyordu ve tüm dikkatini bu yöne çevirerek çalışmalarına devam etti.

İsimleri Jean Itard ve Edouard Seguin olan iki Fransız doktorun tüm çalışmalarını derinlemesine inceledi.

Detaylı şekilde incelemesinin nedeni, bu doktorların; zihinsel engelli çocukların eğitilmelerinin mümkün olduğuna inanmalarıydı.

Zihinsel Engelli Çocukların Eğitimlerine Montessori Felsefesi

Madam Montessori ve Zihinsel Engelli Çocuklar

Maria Montessori’nin Zihinsel Engelli Çocuk Eğitiminideki İlk Başarısı

Zihin özürlü çocukların davranışlarını gözlemlediği sırada, daha evvel hiçbir eğitimcinin veya doktorun farkına varamadığı bir şey keşfetmişti. Bu keşif ileride, “Montessori Yöntemi” kavramının ilk adımını oluşturacaktır.

Çocuklar yemek yemelerinin ardından, yere dökülen ekmek kırıntılarını, düzenli bir şekilde sıralamaya çalışıyorlardı.

Günün her saatinde, huzursuz ve aksi davranışlar sergileyen bu çocuklar, ekmek kırıntılarıyla uğraşırlarken inanılmaz bir sakinlik halini almaları, Dr. Maria Montessori’nin dikkatinden kaçmamıştı.

Bu gizemli dinginliğin altında yatan, mutlak bir neden olmalıydı. Düşündüklerini ispatlaması fazla uzun sürmeyecekti.

Dokunma duyularını kullanarak öğrenmeye açık olduklarını farketti. Montessori’ye göre bu çocuklar, doğaları gereği bilmek/öğrenmek istiyorlardı.

Ancak tek eksiklikleri, bu isteklerini karşılayacak, bilinçli bir eğitimcilerinin olmamasıydı.

Bu çocuklara çeşitli oyuncaklar/öğrenme materyalleri hazırladı. Şehirde bir marangoza tarif ederek yaptırdığı basit, ahşap materyallerin, zihinsel engelli çocukların tüm öğrenme ihtiyaçlarını karşılayacağına inandı.

Bu inançla, zihinsel engelli çocukları, ulusal bir sınava hazırladı. Maria’nın zihinsel engelli çocukları, katıldıkları sınavda, zihinsel gelişimleri gayet normal olan akranlarıyla, eşit sonuçlar elde ettiler.

Montessori yaklaşımı ve elde ettiği sonuç ile, tüm İtalya ve Avrupa’da şaşkınlık uyandırmış, dikkatlerin Maria Montessori üzerine yoğunlaşmasını sağlamıştı.

Ancak Madam Maria, bu sonuçla yetinecek değildi. Müthiş gözlemleme yeteneği ve öngörüleri sayesinde, kafasında yeni bir düşünce şekillenmeye başlıyordu.

Evet, zihinsel engelli çocuklara harcanan bu çaba, onları zihin gelişimi normal olan çocuklar ile eşit sınav sonucu almalarını sağlamıştı.

Peki, aynı çaba zihinsel gelişimi normal olan çocuklara harcanırsa, ortaya nasıl bir sonuç çıkacaktı? Bu soruyla birlikte Montessori felsefesi olgunlaşıyordu.

Montessori Eğitimine Geçiş Fikri

İlk Montessori Eğitim Metodunu Düşünmesi

Maria Montessori Yöntemi Fikrinin İlk Adımı

1902: Ortofrenica okulundaki görevinden ayrılan Maria Montessori; yukarıdaki sorusuna cevap bulabilmek için görevinden ayrılarak, tekrar Roma Üniversitesi’nin kapısını çaldı.

Bu kez felsefe eğitimine devam etti. (Dönemin felsefe eğitimi, Psikoloji ağırlıklıydı. Bu yönüyle bireysel gelişim konularında hakimiyet arttırmayı planlıyordu.)

Bunun yanı sıra; felsefe tarihi, teorik felsefe, ahlak felsefesi ve psikoloji üzerine dersler aldı. Fakat bu aldığı dersler ile alakalı herhangi bir mezuniyet elde etmedi.

Zaten, mezun olmak gibi bir kaygısı yoktu. Mezun olup diploma almak yerine, bağımsız çalışmalar geliştirmeyi sürdürdü.

Sürekli olarak çocuk eğitimi konusunda kendini geliştiriyordu. Böylece, harika bir yöntem bulacağına inanıyordu.

Her yıl pedagoji alanınla kongreler veriyor ve bilimsel makaleler yayımlıyordu. Üniversitenin Pedagoji Okulunda ders vermeye başladı.

Casa Dei Bambini adındaki ilk maria yöntemi

Casa Bambino ilk Marie Montessori Eğitimi

Casa Dei Bambini; İlk Maria Montessori Eğitimi’nin Uygulandığı Okul

1906:  Roma’da anne ve babalarının çalışmasından dolayı bakımına ihtiyaç duyulan 60 kadar çocuk için bir okul açıldı; casa dei bambini (ilk Montessori Yöntemi’nin bizzat Maria Montessori tarafından uygulandığı okul).

Marria Montessori’ye de bu okulun başına geçirilmesi teklifi geldi. Gelen teklifi, geliştirdiği yöntemi bizzat çocuklar üzerinde tecrübe edebileceği büyük fırsat olarak değerlendirdi.

Üniversitedeki eğitimini yarıda bırakarak derhal bu görevi kabul etti. Mütevazi bir açılış töreni ile okulun başına geldi. İlk okulu Casa bambino, Montessori için oldukça önemliydi. Açılış töreninde arkadaşın kulağına fısıldadığı;      “Göreceksin, çok yakında tüm dünya bu okul ile yakından ilgilenecek” ifadesi verdiği bu önemin bir göstergesiydi.

Artık tüm bilgisini, bu çocuklar üzerinde tecrübe edebilecek ve o güne kadar geliştirdiği “Montessori Yöntemi”ni çok kısa sürede hayata geçirecekti.

“Casa dei bambini” zamanla tarihin ilk “Montesori Okulu” olarak nitelendirilecektir…

Montessori’yi anlamanın kolay ve yaptıklarından ilham almanın ise çok eğlenceli olduğunu düşünüyorum.

Konuyu araştıran ve ilgi duyan bireylere yönelik hazırlamış olduğum “Montessori” kategorisinin; Maria Montessori Kimdir? başlıklı ilk içeriğini burada noktalamaktayım.

İlerleyen süreçte, bu yazının devamı niteliğinde yeni içerikler paylaşmaya devam edeceğim.

Anne-baba adaylarının, doğumdan sonraki yaşamlarına ana gaye edinecekleri, evin yeni ve daimi misafirleri; biricik bebekleri. Doğumları ile birlikte ebeveynlerine, tarifi imkansız duygu yaşatırlar.

Aileye katılan bu sevimli minik bireylerin, hali hazırda var olan hayatları tamamen değiştirebilmeleri gibi özellikleri vardır.

Düşünceleri, gelecek planları, arzuları, amaçları olan insanların, tüm bu mevcut sistemini, adeta kendilerini en ön plana çıkararak güncelleştirmelerini sağlarlar.

Tabiri caizse, kendilerini dünyanın merkezi haline getirebilirler.

Ebeveyn olarak bizlere düşen ise, bu küçük, değerli varlıklarımızın gelişmelerine “etkin birer rehber” olabilmektir.

Kendini bu göreve adamış, tüm anne ve babalara saygılarımı sunar, takipte kalmanızı dilerim.

Benimle İletişim Sayfası aracılığı ile iletişime geçebilirsiniz.

Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Maria_Montessori

"paylaşmak güzeldir."

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir