İngilizceden Nefret Ettiren Travmalara Küçük Bir Örnek

"paylaşmak güzeldir."

Orta öğretim yedinci sınıfın başları. Orta halli bir ailenin, orta halli bir çocuğu olarak, İzmir’in sıradan mahalle okullarından birinde, eğitimime devam ediyorum. Altıncı sınıf ile birlikte, bozulmaya yüz tutan ders notlarım, yeni yılda da aynı bozulma eğilimine devam ediyor. Her öğrenci gibi ben de, omuzlarımıza yüklenen özellikle “İngilizcenin gramer yükü” altında eziliyorum.

Bir gün arkadaşlarla teneffüs bitimi, sınıfa girmek üzereyken, yan sınıftan birkaç öğrencinin, büyük bir heyecanla, aralarında kağıt alışverişinin döndüğünü fark ediyor ve olayın aslını öğrenmek için yanlarına gidiyoruz.

Birazdan derste, sürpriz bir İngilizce sınavından sorumlu olacağımızı, 20 adet çoktan seçmeli bir test sınavı olduğunu, doğru yanıtlarında o küçük kağıtlarda yazdığını öğreniyoruz. İyi, güzel de, bizim dersimiz matematik ne İngilizce sınavı diyoruz. Orasını bizde bilmiyoruz diyorlar.

“Bunların sağı solu belli olmaz, sevgili “Hafize Ana (Adile Naşit)” nasıl kağıt çıkarın diyerek sözlü yapacağını beyan ediyorsa, değerli öğretmenlerimiz de matematik dersinde pekala İngilizce sınavı yapar” diyerek, tedbirli olma yoluna gidiyoruz.

Üzerimizde Oluşturulan İngilizce Sınav Korkusu

Tabi bizler de, diğer arkadaşlar gibi heyecana kapılıp, defterlerimizden cevapları yazabileceğimiz, küçük birer kopya kağıdı hazırlamaya koşuyoruz. Hemen ardından da doğru yanıtları; 1-B 2-D 3-A şeklinde kendi kopya kağıtlarımıza aktarıyoruz.

Dört kişilik arkadaş grubumuzun içerisinde, hemen o anda, tek maddelik bir “kurnazlık sözleşmesi” imzalıyoruz. Her birimiz, farklı birer sorunun yanlış seçeneğini işaretleyecek, bu sayede kopya çektiğimizi belli etmeyeceğiz.

ingilizce gramer ile dersten soğuma

Tüm hazırlıklar tamam. An itibari ile bu “gizemli İngilizce sınavına” hazırız. Sınıfa girip, uslu uslu olacakları bekliyoruz. Matematik öğretmenimiz ile birlikte, sınıfa iki tane alımlı, güzel abla giriyor. Tabii bu kişilere “abla” tanımını şuan yapabiliyorum. Olay anında yabancı iki öğretmen olarak görüyoruz kendilerini. Bir tanesi konuşmaya başlıyor;

-Merhaba çocuklar. Bu dersinizde yaklaşık 10 dakikalık bir İngilizce Sınavı uygulanacaktır. Şimdi sizlere sınav kağıtlarınızı dağıtıyoruz.

Sınav öncesi açıklama/konuşma, tamamen bu sözlerden ibaret. Matematik öğretmenimizin konuyla uzaktan yakından alakası yok. Sınav kağıtlarımız önümüze geliyor. Gözümüze gayet acemi gelen, bu iki yabancı öğretmenin gözetiminde iken, rahatlıkla kopya çekebiliyoruz.

Ne on dakikası, sözleşmedeki yanlış cevap dahil, sınavı tamamlamamız iki dakika sürüyor.

Yine ne olduğunu anlamadan, sınav kağıtlarımız toplanıyor. İyi dersler dileklerini sunarak sınıfı terk ediyorlar. Bizler de matematik dersimize geçebiliyoruz.

Sonraki teneffüs, herkesin kafasında onlarca cevapsız soru, ilerleyen zamanlarda da cevapsız kalmaya devam ediyor ve olayı kısa sürede unutuyoruz.

“Gizemli sınavımızın” üzerinden bir hafta kadar bir zaman geçtiğinde, babamdan, birilerinin kendisini okula davet ettiklerini öğreniyorum. Konu İngilizce. Bana, konuyla alakalı fikrimi soran babama, herhangi bir fikrimin olmadığını ve İngilizce öğretmenimle alakalı, kayda değer bir problem yaşamadığımı bildiriyorum.

 

Bu davete, babam ile birlikte okula giderek katılıyoruz. İsmini şuan tam hatırlayamadığım, kendisine saygısızlık olur diye duyamayacağı bir ses tonuyla, sürekli “aç kapıyı Veysel Efendi” esprisini yaptığımız kapı görevlisi amca, bir odaya yönlendiriyorlar bizi. Kapıyı çalıp içeriye girdiğimizde, “gizemli sınav” esnasında gördüğüm, alımlı ablalardan bir tanesi ile karşılaşıyor ve paniğe kapılıyorum. “Kesin kopya işinde çuvalladık, beni babama şikayet edecekler” diye düşünüyorum.

Abla kendini ve bağlı olduğu özel İngilizce kursunu tanıtıyor babama. Ve bu tanıtma çok kısa sürüyor. Hemen ardından, bendenizin, İngilizce konusunda ne denli başarılı olduğumu, olağanüstü ve harika bir öğrenci olduğumu, daima öğrenmeye ve gelişmeye açık olduğumu, ballandıra ballandıra babama anlatıyor.

Referans olarak ise “gizemli İngilizce sınavımızın sonuçlarını” gösteriyor.

*95 net puan almışım. (Yanlış şık işe yaramış)
*Sadece okulda gördüğüm eğitim yetmezmiş.
*Mutlaka özel İngilizce kursu ile desteklenmem gerekirmiş.
*Zaten dil öğrenimlerinde, özel kurs alınmadığı sürece başarısız olurmuşuz.

Bir yandan buna benzer cümleler işitirken, bir yandan da kopya çektiğimin farkına varılmamasıyla gurur duyuyor, ilk odaya girdiğimde hissettiğim endişeden kurtulmaya çalışıyor, daha doğrusu olayın şokunu atlatmaya çalışmakla birlikle, oldukça düzensiz duygular yaşıyorum.

En nihayetinde “ulan ne başarısı, siz hangi 95 puandan bahsediyorsunuz? Bu konuşulanlar koca bir yalandan ibaret, beni ve benim üzerimden de, asıl seni kandırmaya çalışıyorlar baba, başarı olarak görterdiği ise sadece basit bir kopya” gibi tepkiler veremiyor,  maalesef sessizliğimi koruyorum.

Sonrasında babam, “Özel İngilizce Kursu’na” gitmek isteyip istemediğimi soruyor. Bende ise hala sessizlik hali egemen. Olur dercesine başımı sallamakla yetiniyorum. Abla hazırlıklı, benden onay gelir gelmez, sözleşme kağıtlarını çıkarıyor masaya, başlıyor şartlarını sıralamaya:

-8 Ay sürecek Orta öğretim 7. Sınıf seviyeli Özel İngilizce Kursu.
-Haftanın iki günü, Cumartesi Pazar olacak şekilde.
-Sabah 08:00’den Öğlen 12:00’ye kadar.
-Servis ücreti dâhil Aylık sadece 35 lira.

Sözleşme, sıcağı sıcağına imzalanıyor ve ilk ayın ücretini o an peşin ödeyip, 35 lira, “hayırlı olsun” ve “başarılar” (35 li…) gibi dileklerin ardından okuldan ayrılıyoruz.

İlk cumartesi geliyor ve ben okulun önünden, yeni servisime binerek Özel İngilizce Kursuma gidiyorum. Tam 8 ay kesintisiz, aylığı 35 liradan, hiçbir dersimi kaçırmadan, sabah 8 öğlen 12 özel İngilizce derslerime devam ediyorum.

Her şey çok güzel ilerliyor. Kurstan oldukça memnumun. Yanlış anlaşılmasın! Elbette İngilizce ile alakalı memnuniyetten bahsetmiyorum.

Sınıf mevcudumuz, yüzde yüz katılım sağlanırsa on kişi, sıralar tek kişilik (şu yanına defter konulan sandalyeler), ders anlatan özel bayan öğretmenler, fazlasıyla dolgun, çekici ve kibarlar. Oldukça güzel kokuyor ve süslüler.. En azından, okuldaki öğretmenimden daha süslüler ve en önemlisi dersi ikinci plana atıyorlar. Memnuniyetten kastettiklerim tamamen bunlardan ibaret.

Gelelim sonuca;

Okulların kapanmasına, yaklaşık iki hafta gibi, kısa bir süre kalıyor. Tüm sınavlar bitmiş ve hangi dersin karneye hangi not ile yansıyacağını, aşağı yukarı kestirebildiğimiz sıralar.

Tabi Özel İngilizce Kursu’nun da son dersine girip kursu bitiriyoruz. Bir ay sonra kurs merkezine gelerek, hak ettiğimiz, ilgili yabancı dil sertifikasını alabileceğimizi öğrenip, kurs binasından ayrılıyoruz. Fakat adı geçen sertifika, ne yazık ki elime geçemiyor. O yaz tatilinde, sertifikamı almak için kursa gittiğimde, eli boş dönüyor ve kursun, nereye olduğunu bilmediğim, başka bir binaya taşındığını öğreniyorum.

6. Sınıf, dönem sonu karnemi alıyorum bir gün elime, gözlerim direk, İngilizce ders notumu arıyor ve notumun 5 üzerinde 2 geçer not olduğunu görüyorum.

Bunu neden yapıyorum? Çünkü çok iyi biliyorum ki, okulda İngilizce ile aram bir hayli kötü. Sınav sonuçlarımdan yaptığım hesaplara göre, adım gibi eminim bu yıl karnemde, İngilizce notum koca bir Sıfırdan ibaret olacak.

Hoş anılarla bitirdiğim, Özel İngilizce Kursu’nun hemen ardından, kara günlerim yakama yapışıyor. Ailemin, karnede görecekleri İngilizce notuma karşılık, savunma mekanizmaları geliştirmeye çalışıyorum.

Öğretmenime mi çamur atmalı?

“Kurs çok iyi olmasına iyi ama okulda ki İngilizce çok zor” ne kadar geçerli bir mazeret olabilir?

Mutsuz, tedirgin ve geçmek bilmeyen o iki haftanın sonuncu günü, perşembe gecesi yatağıma yatıyorum, hala bir çözüm bulamadığım yarın ki karne gününü düşünmeye devam ediyorum.

Müthiş bir suçluluk duygusuyla, daha en başında, babama, o aptal sınavın bir oyun olduğunu, bize bildirilen sonucunun tamamen kopya olduğunu, söyleyememenin pişmanlığı ile kavruluyorum.

(Asıl amaçlarının babamı kandırmak ve parasını çalmak olduğunu çok sonraları idrak edebileceğim.)

Aylık kazancı 250 küsur lira olan ve bu paranın 90 lirasıyla evinin kirasını ödeyen, devlet memuru babama, bir de aylık 35 lira Özel İngilizce Kursu yarası açan kendime, sayıp sövüyor, aynı gece, saatlerce ağlayarak, bütün bu hesapları yapmak zorunda kalıyorum.

Sonuçta, karnemi alıp eve geliyorum. Notu gören anne ve babamın düşüncelerini kestirmeye çalıştığım sıralarda, aslında onların, benim endişe ve korkularımı, çok daha önce kestirdiklerini, şimdi fark edebiliyorum. Hiçbir kötü söz ya da davranışla asla karşılaşmıyorum. Her şey, bir anda olağan haline geri dönüyor.

Ve bu felaket durum, yakın zamanda aile arasında şakalaşmalara dönüşüyor. Yıllar sonra babamdan, “ben çocuğun karnede 2 gelen yabancı dil notunu, sıfıra indirebilmek için onca para ödedim” esprisini işitiyoruz.

Benim üzerimde bıraktığı bu etkiden dolayı, Tüm Özel İngilizce Kurslarına, aklıma her geldiğinde, bol noktalı selamlarımı gönderiyorum.

İnsanların ceplerinden paralarını, yaşamlarından ise zamanlarını çalmak için, vicdansızca yalan söylemelerine, türlü türlü oyun kurmalarına, gariban insanlara önce yalan yanlış umutlar saçarak, sonrasında aldatmalarına ve sömürmelerine asla tahammül edemiyorum. Hayatımın her döneminde, onlara olan kızgınlığım bakidir.

Bu kötü tecrübeden sonra, bir daha asla, özel İngilizce dil kursuna gitmeme sözü verip, sözümü de bu güne kadar tutuyorum. 

Buraya kadar sabırla okuduğunuz için çok teşekkür ederim. İleride yeni içerikler özellikle İngilizce Öğrenme odaklı çalışmalarımızda tekrar görüşmek dileği ile.

Hep çocuk ruhlu ve
Hep mutlu, kalmanız dileği ile
Hoşça kalın,
okulculuk.com’la kalın…

"paylaşmak güzeldir."

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir